1551 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsin iki
rivayetini Buhârî «Müzârea» bahsinde tahrîc etmiştir.
Hayber: Medine ile Şam
arasında Medîne'ye dokuz konak mesafede bulunan münbit bir vahadır. Burada yahudiler
yaşarlardı. Vâhâyı müteaddit kalelerle tahkim etmişlerdi. Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu yeri hicretin yedinci yılında fethetmiştir.
Müslümanların Hayberli
sulhan mı yoksa harben mi fethettikleri ulemâ arasında ihtilaflıdır. Nevevî'nin
beyânına göre bâzıları harben alındığını söylemiş; bir takımları sulh yolu ile,
daha başkaları ahâlisinin çekilmesiyle harpsiz girildiğini ileri sürmüşlerdir.
Hattâ bir kısmının harben, bir kısmının sulh yolu ile bir kısmının da
ahâlisinin çekilmesi suretiyle alındığını söyleyenler olduğu gibi: «Bir kısmı
sulhan, bir kısmı da harben alınmıştır.> diyenler de vardır. Kaadî Iyâz bu
son kavlin esah olduğunu söylemiştir. İmam Mâlik ile ona tâbi olanların ve
Süfyan b. Uyeyne 'nin kavilleri de budur.
Babımız rivayetlerinden
birinde :
«Orası fethedildiği
vakit arazî Allah ile Resulünün ve müslümanların îdi.» denilmesi bu yerin
harben alındığına delildir. Çünkü müslümanların hakkı ancak harbederek
aldıkları yerlere teallük eder. Fakat Buhârî'nin bir rivayetinde :
«Arazî yahudilerin,
Resulün ve müslümanların idi.» denilmiştir ki, bu da o yerin sulhan alındığını
gösterir. El- Mühelleb bu iki rivayetin arasını şöyle bulmuştur: Rivayetlerin
birincisi sulhdan önceki hâli, ikincisi de sulhdan sonraki hali beyân etmektedir;
zîra Hayber'in bir kısmı sulh yolu ile, bir kısmı da harben alınmıştır. Harben
alınan kısım tamamiyle Allah'a, Resûlü'ne ve müslümanlara aitti; sulh yolu ile
alınan kısmı ise yahudîlerindi; sulh akd edildikten sonra müslümanlann oldu.
Müsâkaat ve müzâreayı
tecviz edenlerin en kuvvetli delilleri bu rivayetlerdir. Zîra Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Hayber halkına, çıkan meyvenin yarısı mukabilinde muamele
buyurması müsâkaat, ekinin yarısı karşılığındaki muamelesi de müzâreadır. îmam
Mâlik, Sevri, Leys, Şafiî, Ahmed b. Hanbel, muhadisler, Zahirîler ve cumhûr-u
fukahâ müsâkaatın caiz olduğuna kaildirler.
Hanefîler'den İmam
Âzam'la Züfer'e göre müsâkaat da müzârea gibi hiç bir suretle caiz değildir.
Müsâkaat meselesi, müzâbeneden nehyeden hadîsle nesholunmuştur.
îmam Âzam babımız
rivayetlerini te'vîl etmiş; Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in Hayberliler'e
yaptığı muamelenin müzârea ve müsâkaat değil, onlara bir iyilik ve ihsan olmak
üzere bir harâc olduğunu söylemiştir. Çünkü ona göre Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) Hayber'i ganimet olarak almıştı. Yahudilere hiç bir şey
vermeyebilirdi. Yerlerinden çıkan mahsulün bir kısmını almak şartiyle mallarını
ellerinde bırakması bir fazilet ve minnettir. Buna harâc-ı mukâseme derler.
Harâc-ı tavzif gibi mukâseme de caizdir.
Harâc-ı mukâseme: İslâm
hükümdarı tarafından mahsulün üçte bir, dörtte bir veya onda bir gibi muayyen
bir miktarı alınarak arazînin sahiplerine bırakılmasıdır. Bu takdirde arazîden
mahsul elde edilemezse sahiplerinden de bir şey alınmaz. Bu bir nevi' cizye
yâni zımmîlere mahsus vergidir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Ebû
Bekr ve Ömer (Radiyallahu anh) devirlerinde yahudilerden ayrıca cizye alındığı
hiç bir hadîste rivayet olunmamıştır. Eğer bu vergi cizye olmasa idi, yahudîlerden
cizye almak îcâbederdi. Bu hal İmam Âzam hazretlerinin te'vîlinin sahîh
olduğunu gösterir.
Harâc-ı muvazzaf:
Zımmîlerin ziraata elverişli arazîsinden dönüm başına alınan bir sâ' ve bir
dirhemlik vergidir.
Müşâkaatı caiz görenler
onun ne gibi ağaçlar hakkında yapılacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Dâvûd-u
Zahirî'ye göre müsâkaat yalnız hurmada caizdir. Çünkü bu bir ruhsattır; nassan
beyân edilen ağaçtan başkasına teşmil edilemez.
îmam Şafiî yalnız hurma
ile üzüme mahsus olduğunu söylemiştir. Müsâkaat ona göre de ruhsat ise de
birçok yerlerde üzüme hurma hükmü verildiği için burada da ikisine bir hüküm
vermiştir.
İmam Mâlik «Her nevi
ağaçta müsâkaat caizdir.» demiştir. Şafiî'nin bir kavli de budur. Mâlik'e göre
müsâkaatın tecviz edilmesine sebep, ihtiyaç ve maslahattır. Bu ise bütün
ağaçlara şamildir; binâenaleyh hurmaya kıyasen bütün ağaçlarda müsâkaat
caizdir.
Hadis-i şerifte: «Çıkan
mahsûlün yarısı karşılığında...» buyurulması, müsâkaatın yarı, üçte bir ve
dörtte bir gibi muayyen bir cüz' mukabilinde yapılacağına delildir. Meçhul
miktarla meselâ: Mahsulden bir şeyler vermek şartiyle müsâkaat yapmak caiz
değildir.
İmam Şafiî ve ona
muvafakat eden birçok ulemâ müstakilen müzâreaya cevaz vermedikleri halde
müsâkaatle birlikte olursa ona tebean müzâreanın da caiz olduğunu
söylemişlerdir. Delilleri: Bu hadîste müzâreanın müsâkaat üzerine atfedilerek:
«Meyve veya ekinin yarısı karşılığında...» denilmiş olmasıdır. Zira onlara
göre: Nazımda kıran, hükümde müsavat îcâbeder. Yâni bir delilde iki şey yan
yana zikredilir ve biri diğeri üzerine atfolunursa ikisinin hükmü de bir olur.
Burada müzârea, müsâkaat üzerine atfedilmiştir. Müsâkaat caiz olunca ona tâbi
olan müzârea da caizdir. Binâenaleyh bir kimse ile yemiş ağaçları hakkında
müsâkaat yapan, arazîsini işlemek için müzârea da yapılabilir.
İmam Mâlik müstakillen
olsun müsâkaata tebean olsun müzâreayı tecvîz etmemiştir. Yalnız ona göre
müsâkaat akdiyle bahçe alan bir kimse ağaçların arasındaki arazîyi ekebilir.
îbni Ebî Leylâ,
Hanefîler'den îmam Ebû Yûsuf ile îmam Muhammed, sâir Küfe ulemâsı, muhaddisler,
İmam Ahmed, îbni Kuzeyine, îbni Süreyh ve diğer bir takım ulemâ müzârea ile
müsâkaatın birlikte olsun ayrı ayrı olsun yapılabileceğine kaildirler. Nevevî :
«Zahir ve muhtar olan kavil budur.» dedikten sonra Hayber'deki müzâreanın
musâkaata tebean değil, müstakillen yapıldığını söylemiş; müslümanların,
asırlar boyunca müzârea yapageîdiklerini hatırlatmıştır.
Resûlullah (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem) kâfirleri Arap yarımadasından çıkarmaya niyetli idi. Nitekim
vefatına yakın bunu emir de buyurmuştu. Onun için de yahudîler'in isteklerini
muvakkaten kabul etmiş:
«Dilediğimiz müddete
kadar sizi burada bırakıyorum.» buyurmuştu.
Zahirîler hadîsin bu cümlesiyle
istidlal ederek müsâkaatın meçhul müddetle de yapılabileceğine kail
olmuşlardır. Cumhura göre müsâkaat, İcâre gibi malûm bir müddet için yapılır;
müddeti belli olmayan müsâkaat caiz değildir. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'in bu sözü yahudîlerle müsâkaat akdi değil, maslahat îcâbı, bir müddet
daha Hayber'de kalmalarına müsaade idi; onlarla müsâkatı bundan sonra yapmıştı.
Bâzıları: «Meçhul
müddetle müsâkaat yapmak İslâm'ın ilk devirlerinde Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem)'e mahsus olmak üzere caizdi. demiş; bir takım ulemâ da Hayber'de kalmak
için yahudîlere malûm bir müddet tâyîn edildiğini, hadîsin bu cümlesiyle Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ;
*Bu malûm müddet bitince
sizi buradan çıkarırız.» demek istediğini söylemişlerdir. Bu takdirde murâd:
Müsâkaatın nikâh* ve satış gibi müebbed değil, muvakkat bir akid olduğunu
beyandır.
Ebû Sevr mutlak olarak
akdedilen müsâkaatın bir sene müddet iktizâ ettiğini söylemiştir.
Hadîsteki: «Kendi
mallarından işletmek üzere...» ifâdesi müsâkaatla bahçe alan kimsenin
vazifesini bildirmektedir. Bu vazife ağaçları sulamak, budamak, aşılamak,
köklerini temizlemek ve kazmak, yemişini korumak, zamanı gelince toplamak gibi
her sene yapılan hizmetlerdir. Duvar yapmak, hendek kazmak gibi her yıl tekerrür
etmeyen işlerse mal sahibine aittir.
Babımız rivayetleri
kahran alınan arazînin sâir menkul mallar gibi gaziler arasında ganimet olarak
taksim edileceğini göstermektedir. Zîra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Hayber arazîsini taksîm etmiştir.
Mâlikîler: «Bu gibi
arazîyi İslâm hükümdarı müslümanlara vakfeder. Nitekim Hz. Ömer Irak arazîsini
vakfetmiştir.» demişlerdir.
İmam Âzam'la Küfe
ulemâsına göre hükümdar îcâb-ı hale göre muhayyerdir. Gerekirse taksîm eder;
îcâbında arazîyi sahiplerine bırakarak onları haraca bağlar.
Nevevî'nin beyanına göre
Yahudilerle yapılan muamele ganimetler taksîm edilip gaziler hisselerini
aldıktan sonra onların rızâlarıyla olmuştur.
Hz. Ömer'in Yahudiler'i
sürgün ettiği Teymâ' Medine ile Şam arasında Medîne'ye yedi-sekiz konak
mesafede bir yerdir. Erîhâ' ise Şarkı'l-Ürdün'de sarp yollarla çıkılan dağlık
arazîde bir şehirdir. Beyt-i Makdis'e at yürüyüşü ile bir günlük mesafededir.
Ömer (Radiyallahu anh)'in Hayber'den yahudîler'i sürmesi Arap yarımadasından
gayri müslimlerin çıkarılması hususundaki hadîsten yalnız Hicaz kastedildiğine
delildir. Zîrâ Teymâ' Arap yarımadasından ma'dûddur, fakat Hicaz 'dan değildir.
Vâkidî Hicaz'ı: «Medîne'den Tebûke; ve Medine'den Küfe yoluna kadar olan
yerlerdir.» diye tahdîd etmiştir.